Duyurular

Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.
Hz. Mevlana 
 
Atatürk, Şemsi Efendide okumadı mı? PDF Yazdır e-Posta
Yazan Hüseyin Karabulut   
Perşembe, 02 Ağustos 2007
Atatürk, Şemsi Efendi’de okumadı mı?

Fevziye Mektepleri kitabında Şemsi Efendi Mektebi'nin hikâyesi ilk defa bu kadar ayrıntılı anlatılırken, Terakki ve Fevziye mektepleriyle ilişkisi irdeleniyor. Yalçın Küçük son yıllardaki tartışmalardan sonra Atatürk’ün Şemsi Efendi Mektebi'ne gittiği bilgisini sorguluyor.

Kitap okulun tarihini anlatmaya Selanik’le başlıyor. Bugün yerlerinde yeller esen minarelerle silüetlenmiş eski Selanik fotoğrafları geçen yüzyılın şehirden neler alıp götürdüğünün delili gibi. Mert Sandalcı’nın üç yılda hazırladığı Fevziye Mektepleri kitabından takip ediyoruz. 1885 yılı Selanik Salnamesine göre şehrin nüfus yapısı: 46 Türk mahallesinde 30 bin, 16 Yahudi mahallesinde 45 bin, 12 Rum ve 1 Frenk mahallesinde 13 bin kişi bulunmaktadır. 1894’te yayımlanan Annuarie Orientale du Commerce’ye (Şark Ticaret Almanağı) göre durum biraz farklı: 150 bin nüfusun 90 bini Musevi, 30 bini Rum, 10 bini Türk ve 20 bini değişik milletlerden. Bu rakamlar yazarın kullandığı “öyle bir şehir ki….” ibaresini anlamlı kılıyor.

Mimarlık Tarihçisi Augusto Choisy, 1876’da şehrin kozmopolit yapısını şöyle resmeder: “Buradaki kadar değişik, birbirleri ile bağdaşmayan ve asla kaynaşmayan üstelik bir birbirinden nefret eden fakat aynı toprak üzerinde yaşamak zorunda olduklarından birbirlerine zoraki yaklaşan ancak kendilerine has özellikleri de bu kadar kuvvetle belli eden bir insan topluluğuna başka bir yerde rastlanmaz.” En çok kartpostalı basılan ve yabancı devletlerin en çok konsolosluk bulundurdukları şehirlerden biri olan Selanik aynı zamanda pek çok Avrupa ülkesinin, her türlü dinî cemaatin kendi okulunun bulunduğu bir şehirdir. Sandalcı’ya göre, Balkanlar’ın diğer şehirlerine göre Selanik’in bu kadar gelişmesini, şehrin etnik yapısıyla ilgili basmakalıp teorilerde değil Bab-ı Ali’nin Selanik’i modern bir liman şehri yapma kararlılığında aramak gerekir.

Balkanlar’da birbiri ardına yaşanan felaketler sonrası Selanik’ten Türkiye’ye hatırı sayılır göçler olur. Bu halklar hızla yeni konumlarına ayak uydururken sıla özlemi de duymaktadırlar tabii. “İmkanları elverdiği sürece geçmiş yaşamlarında önem verdikleri bazı yöresel değerleri yaşatarak özlemlerini gidermeye çalışmışlardır.” diye anlatıyor Sandalcı. Selanik’ten modern Türkiye’ye taşınan iki okul vardır. Fevziye Mektepleri ve Şişli Terakki. Fevziye Mektepleri’nin İstanbul’da yeniden kuruluş çabalarının hızlanmasında, göç eden ailelerin çocuklarının gittikleri okulda “Rum, dönme..” şeklinde tahkir edici ifadelerle çağrılmasının etkili olduğu belirtiliyor.

Şişli Terakki ve Fevziye Mektepleri’nin pek çok ortak yanı olmakla birlikte hiçbiri Şemsi Efendi ve Mektebi’nin yerine tutamaz. Kendi adını vererek Selanik’in “ilk özel Türk okulu”nu kuran, Terakki ve Fevziye mekteplerinin kuruluşlarında rol oynayan, her iki okul/ekol tarafından saygı duyulan bir isimdir Şemsi Efendi. Her iki okul da kendilerini Şemsi Efendi Mektebi’nin devamı olarak gösterir. Jimnastikten masada eğitime kadar modern eğitime yönelmiş olması değil, Gazi Mustafa Kemal’in okuduğu okul olarak tarih kitaplarında yer alması da Şemsi Efendi’yi paylaşılmaz kılmıştır.

Şemsi Efendi yabancı bir okulda edindiği tecrübeyi değerlendirmek için 1872’de kendi adını taşıyan okulu kurar. Kitapta geçtiği üzere Atatürk mektep kapanmadan dört yıl önce, 1886-87 yılları arasında bu mektepte okumuştur. Bu okuldan mezun Galip Pasiner Paşa’nın aktardığına göre Şemsi Efendi Mektebi “Çocuklara gavur usulünde ders okutuyor, oyun oynatıyor ve jimnastik yaptırıyor” denilerek basılır, kapılar pencereler kırılır. Şemsi Efendi, çok az kalan talebelerinin gece derslerine devam ettiği okulu maddi yetersizlikler nedeniyle 1891 yılında kapatarak Feyz-i Sıbyan’a öğretmen olarak geçer. Feyz-i Sıbyan bugünkü Fevziye Mektepleri’nin ilk adıdır. Öte yandan Şemsi Efendi, kendi adındaki mektebinde eğitime devam ederken 1879’da kurulan Terakki Mektebi’nin encümenine dahil olmuş fakat Terakki yönetimiyle yaşadığı anlaşmazlıklar sonrasında buradan ayrılmıştır. Ancak bugün Terakki Lisesi’nin tarihçesi 1879’da değil 1877’de başlatılmaktadır. Bu da Şemsi Efendi ile yapılan fakat Sandalcı’nın ifadeleriyle hiçbir zaman uygulamaya geçmeyen Şemsi Efendi Mektebi’nin Terakki’ye devri sözleşmesine dayandırılmaktadır. Antoine Wernieski’nin 1880 yılında hazırladığı şehir planında Şemsi Efendi Mektebi’yle Terakki’nin birbirinden bağımsız ayrı ayrı eğitime devam ettiği görülüyor. Dolayısıyla birinci tartışma konusu Şemsi Efendi’nin her iki okul açısından nerede durduğudur. Mert Sandalcı titiz bir çalışmayla hazırladığı eserinde tarafsız bir tutum sergilese de, her iki okul yöneticilerinin çeşitli zamanlarda konuşma ve yazılarında kendi okullarının Şemsi Efendi Mektebi’nin devamı dolayısıyla Mustafa Kemal’in okuduğu okul olduğu söylemini sıklıkla kullandıkları gerçeğini değiştirmemektedir. Ayrıca Atatürk’le ilgili hemen hemen bütün biyografilerde şu ifade geçer: “Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti…”

İlk defa Fevziye Mektepleri çalışmasında Şemsi Efendi Mektebi’yle ilgili ayrıntılı bilgi ve krokiler veriliyor. Şemsi Efendi’nin mirasını paylaşma tartışması bir başka tartışmayı da gün yüzüne çıkartıyor. Yazdıklarıyla sık sık tartışılan Yalçın Küçük’ün “İsyan” kitabında yazdığına göre Atatürk Şemsi Efendi Mektebi’ne gitmedi: “Büyük Kurtarıcı’nın Şemsi Efendi Mektebi’nde talebe olduğu rivayeti de Kurtuluş savaşından sonradır ve çok büyük ihtimalle de gazeteci Ahmet Emin Yalman’ın icadıdır.” Burada Ahmet Emin Yalman’ın Atatürk’le 1927’de yaptığı röportaja atıf yapılıyor. Yalman, bu röportajda “Şemsi Efendi sizin öğretmeninizdi” ifadesini kullanır. Küçük’e göre Mustafa Kemal’in bu mektepte okuduğunu sadece ‘iddia’ olarak kabul etmek zorundayız: “Böyle bir iddiayı doğrulayacak, tarihsel, başka bir deyişle, o zamana ait hiç bilgimiz yok ve hiçbir anıda da işaretine rastlamıyoruz.” Yalçın Küçük’e göre bu ‘iddia’yı bugün reddetmek daha önemli. Çünkü Şemsi Efendi’nin torunu Ilgaz Zorlu’nun ‘ibrani’ olduğunu açıklamasından sonra Şemsi Efendi Vakası ile ilgili şerh koyma zamanı gelmiştir: “Mustafa Kemal’in Şemsi Efendi’nin talebesi olduğu rivayeti çıktığında, Şemsi Efendi’nin İbrani olup olmamasının hiçbir önemi bulunmuyordu.”



AKSİYON - HAFTALIK HABER DERGİSİ - www.aksiyon.com.tr
 
< Önceki   Sonraki >
RocketTheme Joomla Templates